T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI Bolu İl Sağlık Müdürlüğü AİBÜ izzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi

T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI Bolu İl Sağlık Müdürlüğü AİBÜ izzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Facebook Twitter Google Plus Linkedin

KALP DAMAR HASTALIKLARI

Güncelleme Tarihi: 10/07/2017

                                                                                                          içerik.jpg

KALP DAMAR HASTALIĞI NEDİR?

Kalp Damar Hastalığı denildiğinde daha çok aklımıza gelen kalp damarlarını besleyen damarlardaki daralmalar veya tıkanmalar söz konusu olmakta. Buna koroner arter hastalığı (KAH) diyoruz. KAH kendini eforla gelen göğüste ağrı şeklinde gösterebileceği gibi bazen kalp krizi veya ölümle karşımıza gelebilmektedir.

                Dünyadaki en sık ölüm nedenleri kalp damar tıkanıklıklarına bağlı nedenlerdir. Ülkemizdeki en sık ölüm nedeni, yine kalp damar hastalıklarına bağlı ve bunu kanser ve akciğer hastalıkları takip etmektedir. Kalp damar tıkanıklıkları aniden gelişen durumlar değildirler. Uzun yılların birikiminden çocukluk, hatta bebeklik yıllarından itibaren diyet, genetik faktörler zemininde damarlarda küçük yağlı plaklar oluşmaya başlıyor ve şeker, tansiyon, yaşlanma, hipertansiyon, sigara içmek gibi diğer risk faktörleri hep beraber damarlardaki plaklarda büyüme ve hassaslaşmaya  yol açıp günün birinde darlık veya plağın çatlamasıyla kalp krizi şeklinde karşımıza çıkıyor. Halk arasında yaygın olarak ifade edilen stres, yakınını kaybetme, iflas etme gibi durumlar kalp krizine sebep değildir. Ancak, tetikleyici faktörlerdir. Damar tıkanıklığına yol açan faktörleri 2 farklı ifadeyle belirtirsek;

Birincisi; Değiştirebildiğimiz risk faktörleri.

İkincisi; Değiştiremediğimiz risk faktörleridir.

Değiştiremediğimiz iz faktörleri, doğal yaşlanma süreci, aile öyküsü ( baba-anne tarafında, 55-65 yaş altında erken yaşta kalp damar tıkanıklığı olan hasta varsa bu bireylerde damar tıkanıklığı riski daha fazladır).  Erkekler, kadınlara göre daha fazla risk altındadırlar ama menapozdan sonra kadınlardaki bu artı özellik kaybolmakta ve zamanla erkeklerle aynı risk oranına ulaşmaktadır.

Değiştirebildiğimiz risk faktörlerinde ise Hipertansiyon (yüksek tansiyon), diyabet(şeker hastalığı) sigara tüketimi,  kolesterol yüksekliği. Bunlar majör  risk dediğimiz faktörle olup obezite, stres gibi diğer  faktörlerde mevcut.

Sağlıklı bir yaşam için bizim hastalara önerdiğimiz 3 temel tavsiye vardır.

  • 1-Yürümek (İşleyen demir ışıldar)

    -Yürümek şekere, tansiyona,kolesterole iyi gelir. Damar yapısındaki endotel (damar yapısını döşeyen  hücrelerin) fonksiyonlarında fayda sağlar.      

  • 2-Sağlıklı beslenme (Can boğazdan gelir, boğazdan gider)

     -Toplumda kolesterol iyidir/kötüdür şeklinde tartışmalar mevcut.Biz buna şu şekilde yaklaşıyoruz:

     

    Harcıyorsanız ne yerseniz yiyin.

     Ama biz ne yazık ki  toplum olarak yiyip içen, ancak yeterli ölçüde hareket etmeyen sedenter bir toplumuz. Dolayısıyla, annelerimizin ve babalarımızın büyükleri için söyledikleri “onlar tereyağı tüketiyorlardı ama taş gibilerdi” tarzı yaklaşımlar doğru yaklaşımlar değildir. Çünkü onlar çalışıp üreten nesillerdi ve yediklerini tüketiyorlardı.

    Dolayısıyla bizim hayvansal gıdaları ve et tüketimini azaltmamız ve daha çok sebze, meyve tüketimini arttırmamız gerekmektedir.

                    Yağ tüketimine değinirsek, zeytinyağını her zaman ilk tercih olarak değerlendirmek gerektiğini önemle vurgulamak istiyorum. Tereyağını, hayvansal ürün olduğu için ve özellikle margarin tüketimini mutlaka hayatımızdan çıkarmalıyız. Katı yağlar, yemekler içerisinde tadımlık olması amacıyla %10 oranında olabilir ancak sıvıyağının, özellikle zeytinyağının tüketiminin her zaman tercih edilmesi gerektiği konusu önemlidir.

  • 3-Dumansız temiz hava (Sigarasız Hayat)

-Sigara Tüketiminin insan sağlığı açısından olan zararları artık daha bilinçli bir toplum olarak zaten bilinmektedir. Her anlamda, bütün bedenimize, içerisinde bulunan zehirlerin verdiği hasar elbet de kalp sağlığımızı da etkilemektedir.

Kalp krizi/ damar tıkanıklığı şikayetleri nelerdir?

Göğüs ağrısının tipik özellikleri vardır. Özellikle EFOR’la yani yürümekle, merdiven çıkmakla artan, dinlenmekle geçen veya dilaltı almakla geçen baskı, yanıcı vasıfta, göğüs ortasından sol kola, alt çeneye yayılan göğüs ağrıları bizim için tipik göğüs ağrılarıdır. Batma gibi gelip giden ağrılar kalp şikayetlerinden ziyade kas ağrısı veya diğer nedenli  şikayetlerdir. Bu tür şikayetleri doktor duruma göre değerlendirir. Fakat bazı hastalar ağrılarını tam olarak ifade edememektedir. Bazen hastalar mide ağrısı, üşütme veya mevcut boyun fıtığı ağrılarını kalp krizinin belirtileriyle karıştırmaktadır. Özellikle yaşlılar ve kadınlarda bu ağrıyı tarif edememe durumlarıyla karşılaşmaktayız. Ağrının tipik ve acil olduğu durumlarda doktorlar gerekli işlemleri yapacaktır. Ağrının şüpheli olduğu, tam 4/4 olmadığı, şikayet edilen ağrının kalpten olup olmadığından şüphelenildiği durumlarda ise ekokardiyografi, efor testi,  sintigrafi,anjiyo gibi diğer yöntemlerle ağrının damar yada kalp ile ilgili olup olmadığı değerlendirilmektedir.

Kalp krizi durumlarında ise hastalar, istirahat de yanma, baskı, vücut da ve göğüs ortasında ağırlık gibi farklı ifadelerde bulunmaktadırlar. Ve bu şikayetler dinlenmekle geçmez uzun süre devam eder. Bu durumda hastanın, çok acil bir şekilde, anjiyografi imkanı olan merkezlere başvurmaları gerekmektedir. Bunun sebebi ise; müdahalenin gecikmesi sonrasında doku ölümü meydana gelebilmektedir, doku ölümü meydana gelmişse, oluşan hasar damarı açmakla geçmez. Önemli olan, krizden sonraki ilk saatlerde müdahale edebilmektir. İlk 4,hatta mümkünse ilk 2 saatte müdahale edebilmek, damarı açabilmek çok büyük fayda sağlamaktadır.

Normalde kalbin çalışma kapasitesi %50 - % 65 civarındadır. Şayet, ciddi anlamda doku ölümü meydana gelmişse, damarı açsanız bile kalbin kontraktil (kasılma) görevi yerine gelmiyor ve uzun vade de kalp yetmezliği veya kapak hastalıkları şeklinde karşımıza çıkabilmektedir.

Kalp krizinde ani ölümler de söz konusu olabiliyor. Damarı zamanında müdahale ile açsanız bile hasta kaybedilebiliyor. Hasta yakınları tarafından ”biz hastamızla konuşarak hastaneye geldik, fakat ölüsünü aldık” gibi yanlış değerlendirme yapılabilinmektedir. Oysaki durumu şu şekilde açıklarsak, parmağınızda bir yara var ve bunu görebiliyorsunuz ve endişelenip gerekli tedaviyi uyguluyorsunuz fakat kalbin içerisindeki yarayı, doku hasarını göremediğiniz için insanlarımız bu konuda çok yanlış düşüncelere kapılmaktadırlar. Kalp krizi önemli bir olaydır. Her zaman için ani ölüm riski mevcuttur. Bu durumun ciddiyetine, hastalarımızın ve vatandaşlarımızın idraki önemlidir. Kalp hastalıkları ölümcüldür. Erken müdahale gerekmektedir. Geç müdahale edildiğinde, müdahale her anlamda gerçekleştirilse bile ne yazıkki hastayı kaybetmemize veya kalp yetmezliği rahatsızlığıyla karşılaşmamıza sebep olur.

Kalp krizi veya damar tıkanıklığı hastalıklarına hangi yöntemlerle müdahale edilir?

Anjiyografi yapılıp, damar tıkanıklığı saptandığı zaman bu damar darlığının yerine, derece ve yaygınlığına göre ilaç takibi, stent veya açık ameliyat gerekebilir. Damarın durumuna göre stent dediğimiz yüzük, kalem, su borusu gibi ifade ettiğimiz, anjiyo ile aynı şekilde yapılan ameliyatsız bir yöntemle damar açma işlemi yapılabileceği gibi damar yapısına göre, hastanın özelliklerine göre açık kalp ameliyatlarıda gerekebilir. Bu işlemler yapıldıktan sonrada hastalarımızın, ben tamamen yenilendim, gibi düşünceleri yanlıştır. Bedenimizde mevcut olan damarların tıkanması ne kadar mümkünse suni olarak yaptığımız müdahalelerin de tıkanma olasılığı o kadar yüksektir.Bunun olmaması için hastalarımızın yaşam tarzına ve verilen ilaç tedavilerine dikkat etmeleri gerekmektedir. Hastalarımız beslenmelerine önem göstermelidir ve sigara kullanılmamalıdır. Düzenli egzersiz yapmalıdırlar ve doktor tarafından verilen ilaçlarını düzgün kullanmalıdırlar. Bunlara dikkat edilmezse uygulanan stent ve yapılan bypass da tıkanabilir. Damar tıkanıklığı, üşüttüm antibiyotik kullanayım, iyileştim gibi kısa vadeli tedaviler değildir. Uzun vadeli tedavidir ve ölene kadar devam eden bir durumdur. Kalp damar tıkanıklığı olan hastaların tedavi sonrası yaşam boyu ilaç kullanımına, yaşam boyu beslenme ve egzersizlerine dikkat etmeleri gerekmektedir.

 Kalp damar hastalıklarının genetik olma olasılığı nedir?

Özellikle genç hastalarımızda ani ölümler mevcut ‘dur ve bu durumlarda genel ifade insanlar tarafından kalp krizi şeklinde oluyor. Genç yaşlardaki ani ölümlerin önemli bir kısmı ,kalp kas hastalıkları, ani ritim bozuklukları şeklinde olabiliyor. Fakat bunun yanı sıra damar anomalileri dediğimiz, doğuştan damarın farklı seyirlerine de bağlı olabiliyor. Fakat kalp krizlerinin 20’li hatta 17’li yaşlarda da görülmesi mümkün olabiliyor. Bunlarda özellikle kolesterol yüksekliği sigara kullanımı ve genetik faktörler ön planda.

Daha önce yaşanmış olan bir durumdan örnek verecek olursak; 28 yaşında bir hastamız kalp krizi geçirmiş. Bu hastamız bize geldiğinde, yapılan tüm kontroller sonrasında, kolesterol seviyesi yüksekliği dışında başka hiçbir şikayeti, risk faktörü ve bilinen aile öyküsü yoktu.  Kalp krizi sonrasında 30 dakika gibi kısa bir sürede hastanemize başvurdu ve damarına hiçbir hasar gelmeden tarafımızdan gerekli müdahale gerçekleştirildi. Birkaç ay sonra bu hastamızın annesine aynı bölgeden stent uygulaması yapıldı. Dolayısıyla genetik olma durumu önemli bir sebeptir. Ailesinde erken yaşta kalp krizi veya damar tıkanıklığı olan insanların yaşam tarzına çok daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Ama bütün ani ölümlerde damar tıkanıklığına bağlı değildir. Özellikle televizyonlardan takip ettiğimiz, sporcuların ölüm nedenleri, daha çok kalp kasındaki kalınlaşmayla seyreden bir kalp kası hastalığına bağlı olabilmektedir.

 Genel rutinlerin yapılması gereken yaş dönemi nelerdir?

40 yaş üzeri insanlarda genel kontrol yapılmasında fayda vardır. Ama özellikle kolesterol düzeyinin kontrolü daha genç yaşlarda, 20 yaşından sonra 10 yılda bir, 30 yaşından sonra 5 senede bir kolesterol seviyesinin takip edilmesinde fayda vardır. Ama 40 yaşından sonra kardiyak kontrol dediğimiz kalp şeridinin (EKG’nin) çekilmesi, kolesterol düzeyine bakılması, şüpheli şikayetlerin olması durumunda stres testi adını verdiğimiz koşu bandında efor testi yapılması, doktorun tercihine göre uygun olmaktadır. Fakat risk faktörü fazla olanlar, aile öyküsü olanlar, şekeri ve tansiyonu olanlar ve sigara tüketenlerin bu kontrolleri daha sık ve daha erken yaşlarda yaptırması daha uygun olur.

Farklı bir hastalık dolayısıyla, hastaya uygulanan tedavi ve ilaç kullanımının Kalp Sağlığına etkisi varmıdır?

Kanser hastalarının kullandığı kemoterapi adı verdiğimiz, kanser hücrelerini öldürücü ilaçlar kalbi olumsuz yönde etkileyebilir. Bu sebeple bu hastalar bu ilaçlara başlamadan önce kardiyoloji bölümü tarafından görülüp kalp ultrasonu ( ekokardiyografi) yapılır. Kalpte zayıflık yoksa izin verilir. Kalpte zayıflama varsa çok yakın takibi gerekmektedir veya bu ilaçların kullanılması sakıncalıdır deriz. Kalp normal bile olsa bu ilaçlar kullanıldıktan sonra bu gibi hastaların yine ekokardiyografi ile  yakından takibi gerekmektedir. Çünkü bu hastalarda kalp yetmezliği gelişebilir.

Böbrek yetmezliği olan hastalar çoğunlukta birçok hastalığın beraberinde olduğu hastalardır. Onlarda kalp yetmezliği şeker tansiyon vs. gibi hastalıklarının da beraberinde olma ihtimali çok yüksektir. Bizim hastalarımızın önemli bir kısmında böbrek yetmezliği olan hastalar da var. Bu hastalarda kullanılan ilaçların dozu farklı olması gerekebilir. Kalp durumu böbreği, böbrek durumu kalbi olumsuz etkileyebilir. O yüzden bu hastalarıN hem nefroloji (böbrek hastalıkları bölümü) tarafından hem kardiyoloji tarafından yakın takibe alınıp ilaçlarının ona göre ayarlanması gerekmektedir.

Gizli kalp yetmezliği ?

Bu güne kadar herhangi bir şikâyetim yoktu. Bugün nefesim daralmaya başladı gibi ifadeler mevcut. Kalp, gözümüzle görmediğimiz bir organımızdır. Kalp yetmezliği olsa bile kalp yetmezliği aşikâr evreleri a-b- c-d  gibi olup hastada şikayet oluşturmayan veya vücudun kompanse etmiş olduğu gibi durumlar var. Buna kompanse kalp yetmezliği diyoruz. Ben öyle hastalar biliyorum ki kalbi %15 çalışıyor ama tarlada tırpan biçiyor. Ama diğer yandan öyle hastalarda var ki kalbi % 45 civarında çalışıyor yani  %10 – 15 lik kayıp olmuş hastanın akciğerinde su birikmiş hastalarımız olabiliyor. Fakat kalp ne kadar zayıfsa vücutta şikayet olma oranı o kadar yüksektir. Ama istisnalar da vardır. Bu gizli kalp dediğimiz, dolayısıyla kalbinde hasar olmasına, kapak hastalığı gibi ciddi kapak darlığı veya kalp kapağı yetersizliği olmasına rağmen, şikayetin oluşturulmadığı, vücudun bunu telafi ettiği kompanse olduğu bir dönem gizli kalp olarak ismlendirilebilir. Veya hastaya gerekli tüm tetkikler yapılmıştır ve her şey normaldir fakat ayda yılda bir olan, hastada ani gelişen bir kalp ritim bozukluğu veya elektriksel akımda azalma ( ileti bozuklukları)  söz konusu olabilir. Bu hastalarda her şey normal seyrederken ani bir ölümle veya pil takmamız gereken durumlarla karşımıza çıkabilir. Damar tıkanıklığı gizli olan bir şeydir. Hastanın hiçbir şikayeti olmayabilir veya yapılan testler bazen %100 tanı koydurucu değildir. Efor testi  ve sintigrafinin ortalam doğruluk oranı 70-80%dir.   Diğer bir durumda kalp kriziyle ani ölüm gelişmiş olabilir. Ölen kişinin bugüne kadar hiçbir şey yoktu, gizli kalp yetmezliği varmıştı, gibi konuşulabilir. Kalp krizlerinin önemli bir bölümü ciddi olmayan damar tıkanıklıkları üzerinde meydana gelir. Yani bu duruma benzetme  yaparsak;  3 şeritli otobanda 100 km hızla gidiyorsunuz yolunuz açık ama 5 dakika sonra gittiğiniz yolda bir heyelan, toprak kayması meydana geliyor. 5 dakika önce hiçbir şey yokken şuan toprak kayması mevcut ve yol tıkanmış oldu. Kalp krizi de bunun gibi olmaktadır.  Bu benzetmeden de şunu anlamamız gerekiyor, toprak kayması ani olan bir durum, fakat bunun öncesi var. Toprak kaymasını önleme amaçlı tedbirler alınabilir. Örneğin toprak kayması ihtimali olan bölgeyi ağaçlandırmak gerekir, çelik ağlarla duvarlarla zemin güçlendirilmelidir. Sigara kullanımı demek bu ağaçları kökünden sökmek demektir kolesterol yüksekliği yine o ağaçları sökmek demek. Yaşam tarzına dikkat eder yürüyüşler yaparsak sigara içmez, kolesterolümüzü dengede tutmak için diyetimizi uygularsak orayı ağaçlandırmışız, toprağı sert zemin haline getirmiş ve toprak kayması dediğimiz olayı mümkün mertebe önlemeye çalışmışız demektir. Sonuç itibari ile yaşam tarzı tüm vücut sağlığı için önlem anlamında önemlidir. Kalp krizini mutlak surette önlemek mümkün değildir. Ama tedbirler alarak bu durumu geciktirmek ve daha az hasarla atlatmak mümkün olabilir.  

 

Sıcak havanın Kalp Hastaları üzerindeki etkileri?

Özellikle yaz aylarında sıcak havaların etkisi kalp hastalarında çok etkili olabilmektedir. Kalp hastalarına şöyle bir benzetme yapabiliriz, kalp rahatsızlığı olmayan insanlar geniş bir kaldırımda kalp rahatsızlığı olanlar ise dar bir kaldırımda yürüyorlar. Ufak bir denge bozukluğu kalp rahatsızlığı olmayanlara tehlike yaratmaz, fakat kalp hastalarını olumsuz etkileyebilir. Basit bir enfeksiyon, tansiyonun yükselmesi veya düşmesi, ritim bozukluğu bizim hastalarımızda ciddi sorunlara, kalp yetmezliğinin ilerlemesine veya başka şikayetlere yol açabilir. Sıcak hava bunlardan biri.Sıcak havanın oluşturmuş olabileceği yoğun stres vücutta tansiyonun ani yükselmesine yol açabileceği gibi aşırı su ve tuz kaybı da tansiyonun aşırı düşmesine yol açabilir. Bunun vücutta oluşturabileceği stres damar tıkanıklığı varsa, göğüste ağrıya sebep olabilir.  Kalp yetmezliği olan bir hastamızda, oluşabilecek stres, yine kalp yetmezliğinin alevlenmesine veya aşırı su ve tuz kaybına bağlı olarak böbreklerin bozulmasına yol açabilir. Bu sebeple dikkatli olmak gerekiyor. Havanın çok sıcak olduğu saatlerde ve yerlerde bulunmamaları bizim hastalarımız için çok önemli. Konuyu biraz daha geniş tutacak olursak, kalp yetmezliği olan bir hastanın kullanacağı idrar söktürücü ve tansiyon ilaçları mevcuttur. Tansiyon, su tuz kaybına bağlı olarak fazla düşmüşse bu hastanın baş dönmesi gibi göz kararması gibi şikâyetleri olacaktır. Veya su, tuz kaybı ile beraber idrar söktürücüsünü aynı şeklide almaya devam ediyorsa bu seferde vücutta su fazla azalacak, böbrek fonksiyonları bozulmaya başlayacaktır. Tansiyon ilaçlarını aynı dozda alıyorsa ve tansiyon düşme eğilimindeyse bu sefer tansiyon düşüklüğüyle karşımıza gelecektir. Tam tersi olarak sıcağın oluşturmuş olduğu vücuttaki stres damarlarda spazma ve tansiyon yükselmesine yol açıyorsa, bu sefer hastanın ilaçları yetersiz gelecektir. Bu sebeple mutlaka bu hastalarımızın düzenli tansiyon ve nabız takibi yapıp, ilaçlarını ona göre kullanmaları, terleme ve idrar miktarlarını takip etmeleri, idrar söktürücülerini de ona göre ayarlamaları ve doktorları tarafından yakın takipte olmaları uygun olur.  Sıcak havadan kaçınmak için yaylalara çıkılması ve ya yüksek rakımlı illere yolculuk yapılması durumunda tansiyonda yükselmeler olabilmektedir.  Bu durumda ilaç dozunun arttırılması veya ek ilaç verilmesi gerekebilmektedir.